3
hikaye devam ettirme oyunu
Kısa bir paragraf ile öyküyü başlatacağız. Bu entry'den sonra farklı bir kişi gelip öykünün devamını yazacak. Çok uzatmadan kısa kısa yazılacak. Amacımız öyküyü bitirmek değil, öyküyü mümkün olduğunca uzatmak olmalı.
Ben başlıyorum;
Yağmurlu bir Mayıs akşamı. Abuzer'e bir haber ulaştı. Erciyes Üniversitesini kazanmıştı. Evet, üniversiteye başlayacaktı. Lakin sırtında bir ton yük var ve cebinde beş kuruş yoktu.
Ben başlıyorum;
Yağmurlu bir Mayıs akşamı. Abuzer'e bir haber ulaştı. Erciyes Üniversitesini kazanmıştı. Evet, üniversiteye başlayacaktı. Lakin sırtında bir ton yük var ve cebinde beş kuruş yoktu.
7 Yorum
Yorum yapmak için giriş yapın.
Abuzer, zihninde kıvranan düşüncelerin girdabında kaybolmuşken, aniden bir anons sesiyle irkildi:
“Kayseri’de inecekler, geçmiş olsun!”
Kısa bir sessizlik çöktü, ardından heyecanla başını cama çevirdi.
İçinde büyüyen o tanıdık gerilim yine oradaydı, bir yanıyla umut, diğer yanıyla boğucu bir korku.
Kapı, hafif bir tıslamayla aralanırken, kafasının içinde mırıldanan sorular birer çığlığa dönüşüyordu.
Bir an, bilinmezlik içinde kaybolup gideceğini düşündü.
Sonra durdu… Derin bir nefes aldı.
İçinde hem büyük bir korku hem de büyük bir umut vardı.
Kafasındaki sorular bile, kapının açılış sesiyle ne olacağını merak ediyormuşçasına susmuştu...
Valizini almak üzere bagaja yöneldi ama orada onu karşılayan, sıradan bir görevli değil, gümüş zırhlar giymiş, yüzü görünmeyen bir figürdü. Abuzer’e doğru eğilerek, kısık bir sesle konuştu:
— “Gecikmedin. Gözlerin hâlâ görebiliyorsa, içeri geçmeden önce soruyu hatırla: Neyi unuttuğunu hatırlıyor musun?”
Refleksle başını çevirip çevresine bakındı. Belki bu tuhaflık birilerinin dikkatini çekmiştir diye düşündü. Ama hayır… Otobüsten inen yolcular kendi telaşlarıyla meşguldü. Kimisi valizini çekerken, kimisi aceleyle gar binasına yönelmişti. Genç bir çift, selfie çekerken gülüyordu. Yaşlı bir teyze, bir bankta dua ediyordu.
.
Hiçbiri… Hiçbiri, zırhlı o garip görevliyi görmemiş gibiydi. Hatta Abuzer bile bir an kendi aklından kuşkulanır gibi oldu.
Hemen görevliye döndü. “Görevli” hâlâ orada mıydı?
Yoktu.
Bagaj kapağının yanında duran kimse kalmamıştı. Ne bir zırh parıltısı, ne bir iz… sadece donuk sarı ışığın altında, hafifçe savrulan bir toz bulutu.
Bir an için, rüzgarın kulağına fısıldadığına yemin edebilirdi:
— “Geç kalma…”
Abuzer derin bir nefes aldı. Kalbi biraz hızlı atıyor, elleri hafifçe titriyordu. Ama nedense bir adım geri atmaktansa, valizini kavrayıp gar binasına doğru yürümeye başladı. İçinde, adını koyamadığı bir merak, bir çağrı vardı.
Acaba yapabilecek miydi? İnsanlarla arası hiçbir zaman çok iyi olmamıştı. Çevre kurabilecek miydi? Nerede kalacaktı? Okulu en kısa sürede bitirip iş sahibi olmalıydı; böylece ailesine yük olmazdı. Ama ya okulu uzarsa? O zaman ne yapacaktı?
Otobüs kalkalı çok olmamıştı. İnip eve geri yürümeyi bile düşündü bir an…