Ailen varsa hayttaki en mutlu insan sensin 👈
gündem
aile
14 saat önce
mutluluk
2 hafta önce
sadece mutlu olmayı istesek kolay olacaktı, ama biz başkalarından daha mutlu olmak istiyoruz. Bu da oldukça zor, çünkü onları daima olduklarından daha mutlu sanırız.
Charles de Montesquieu
Charles de Montesquieu
tahterevalli
2 hafta önce
iyice görüyorum artık düzeni. orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda, aşağıda da birçok kişi. ve bağırıyor yukardakiler aşağıya: "çıkın buraya gelin ki, hepimiz olalım yukarıda." ama iyice gözlediğinde görüyorsun, neyin saklı olduğunu yukardakilerle, aşağıdakiler arasında. bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta. yol değil ama. bir tahta bu. ve şimdi görüyorsun açıkça; bu bir tahterevalli tahtası. bütün düzen bir tahterevalli aslında. iki ucu birbirin...
sevmek ve kaybetmek
2 hafta önce
Sevmek ve kazanmak en iyi şeydir. Sevmek ve kaybetmek, bir sonraki en iyi şey" - William Makepeace Thackeray
REKLAM
animasyon filmlerinin gidişatı
1 ay önce
Son dönemde devasa bütçelerle animasyon film/ dizi yapan sektör devlerinin çıkardığı hiçbir derinliği olmayan karakterleri baştan savma, senaryoları yarım yamalak olan bir ton iş görmeye başladık. Bu fırsattan istifade eden görece küçük animatörler şu sıra sektörde bütçeden çok fikirlerin çok daha önemli olduğunu gösteriyor. Örneklee vermek gerekirse
-Hasbin Hotel
-Vox Machina
-Mighty Nien olarak sayılabilir bunlar amazon tarafından desteklenen ve ilk başta youtube üzerinden kitle kazanmış işler bir de hâlâ youtube üzerinden devam eden seriler var
-Space King
-Hasbin Hotel
-Vox Machina
-Mighty Nien olarak sayılabilir bunlar amazon tarafından desteklenen ve ilk başta youtube üzerinden kitle kazanmış işler bir de hâlâ youtube üzerinden devam eden seriler var
-Space King
sone
1 ay önce
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
nihilizm hiççilik nedir
1 ay önce
Nihilizm (hiççilik) bilgi, değer ve varlık felsefesiyle ilgili bir öğretidir. Nihilistlere göre hiç bir şeyin hakikati yoktur. Hiçbir şeyin hakiki bilgisine ulaşmak da mümkün değildir. Bu bakımdan insan eylemlerini Nihilizmbelirleyen ahlaki değerlerden bahsedilemez
Nihilistlere göre insanlar güçlüler ve zayıflar
diye ikiye ayrılır. Mevcut ahlak sistemini Tanrı'ya inanan zayıf insanlar oluşturmuştur
ve bu ahlak sistemi köle ahlakıdır. Bu ahlakın karşısında güçlü insanların oluşturduğu efendi ahlakı vardır. Üstün insan, çağının modası geçmiş değerlerini reddeden, yeni değerler oluşturabilen insandır. Hiçbir değer tanımamayı ifade eden üst bir kavram olarak nihilizmin epistemik, metafizik, sosyal ve politik gibi çeşitli türevlerinden bahsedilebilirse de değersizleştirmenin sosyal hayattaki en yıkıcı boyutu tüm ahlaki değerlere açıkça cephe alan ve onları yok edilmesi gereken insanlığın ürettiği bir hastalık olaraNihilizm (hiççilik) bilgi, değer ve varlık felsefesiyle ilgili bir öğretidir. Nihilistlere göre hiç bir şeyin hakikati yoktur. Hiçbir şeyin hakiki bilgisine ulaşmak da mümkün değildir. Bu bakımdan insan eylemlerini belirleyen ahlaki değerlerden bahsedilemez
Nihilistlere göre insanlar güçlüler ve zayıflar
Nihilistlere göre insanlar güçlüler ve zayıflar
diye ikiye ayrılır. Mevcut ahlak sistemini Tanrı'ya inanan zayıf insanlar oluşturmuştur
ve bu ahlak sistemi köle ahlakıdır. Bu ahlakın karşısında güçlü insanların oluşturduğu efendi ahlakı vardır. Üstün insan, çağının modası geçmiş değerlerini reddeden, yeni değerler oluşturabilen insandır. Hiçbir değer tanımamayı ifade eden üst bir kavram olarak nihilizmin epistemik, metafizik, sosyal ve politik gibi çeşitli türevlerinden bahsedilebilirse de değersizleştirmenin sosyal hayattaki en yıkıcı boyutu tüm ahlaki değerlere açıkça cephe alan ve onları yok edilmesi gereken insanlığın ürettiği bir hastalık olaraNihilizm (hiççilik) bilgi, değer ve varlık felsefesiyle ilgili bir öğretidir. Nihilistlere göre hiç bir şeyin hakikati yoktur. Hiçbir şeyin hakiki bilgisine ulaşmak da mümkün değildir. Bu bakımdan insan eylemlerini belirleyen ahlaki değerlerden bahsedilemez
Nihilistlere göre insanlar güçlüler ve zayıflar
hot wheels üretim atölyesi
2 ay önce
İlk arabamız Behzat Ç dizisinden efsane kırmızı Volkswagen Beetle
1992 los angeles olayları
2 ay önce
1992 Los Angeles Olayları (genellikle "Rodney King Olayları" olarak da anılır), Amerika Birleşik Devletleri'nin yakın tarihindeki en yıkıcı sivil kargaşalardan biridir. Olayların temelinde, Los Angeles Polis Departmanı (LAPD) ile özellikle Afrikalı-Amerikalı topluluk arasındaki derin ve uzun süredir devam eden ırksal gerilim, polis şiddeti ve ekonomik eşitsizlik yatıyordu. Olayları ateşleyen doğrudan kıvılcım, 3 Mart 1991'de yaşanan bir olay ve ardından gelen hukuki süreç oldu. O gece, şartlı tahliyede olan Afrikalı-Amerikalı Rodney King, yüksek hızlı bir polis takibinin ardından dört LAPD memuru (Laurence Powell, Timothy Wind, Theodore Briseno ve Stacey Koon) tarafından durduruldu. Amatör bir kameraman olan George Holliday tarafından tesadüfen videoya çekilen olayda, memurların yerde yatan King'e defalarca copla vurduğu, tekmelediği ve şok tabancası kullandığı görüldü. Bu kaset, ulusal medyada defalarca yayınlanarak polis şiddetini somut bir şekilde gözler önüne serdi ve büyük bir kamuoyu tepkisine yol açtı.
Olayların patlama noktası, bir yıl sonra, 29 Nisan 1992'de bu memurların yargılandığı davanın sonuçlanmasıyla geldi. Dava, gerilimi azaltmak amacıyla, ağırlıklı olarak beyazların yaşadığı ve polis ailelerinin yoğunlukta olduğu bir banliyö olan Simi Valley'e taşınmıştı. Çoğunluğu beyazlardan oluşan jüri, üç memuru tüm suçlamalardan beraat ettirdi; dördüncü memur hakkındaki bir suçlamada ise karara varılamadı. Bu karar, Los Angeles'taki Afrikalı-Amerikalı topluluk başta olmak üzere, adaletin sağlanmadığını düşünen milyonlarca insan için bir şok etkisi yarattı. Kararın açıklanmasından sadece birkaç saat sonra, South Central Los Angeles'taki Florence ve Normandie kavşağı, öfkenin ilk patlama noktası oldu. Reginald Denny adında beyaz bir tır şoförü, aracından zorla indirilerek kalabalık tarafından feci şekilde dövüldü ve bu anlar helikopterden canlı yayınlandı. LAPD'nin bölgeden çekilmesi ve duruma müdahalede geç kalması, şiddetin hızla kontrolden çıkmasına ve şehrin dört bir yanına yayılmasına neden oldu.
REKLAM
pazarlama efsaneleri
2 ay önce
Bir pazarlama efsanesi olan Red Bull ile başlayalım.
Red Bull'un kuruluş hikayesi, Avusturyalı bir pazarlama yöneticisi olan Dietrich Mateschitz'in 1980'lerin başında Tayland'a yaptığı bir iş seyahatine dayanıyor. Mateschitz, jet lag (uçuş yorgunluğu) yaşadığı bu seyahatte, yerel olarak popüler olan ve kamyon şoförleri ile işçiler tarafından uyanık kalmak için tüketilen "Krating Daeng" (Kırmızı Gaur) adlı içeceği denedi ve mucizevi iyileştirici etkisinden etkilendi. Orijinal formülü Batı damak tadına uyarlayarak ve Taylandlı iş ortağı Chaleo Yoovidhya ile ortaklık kurarak 1984 yılında Red Bull GmbH'yi kurdu. Yaklaşık üç yıl süren titiz bir formül, ambalaj (gümüş-mavi, ince ve uzun kutu tasarımı) ve marka konumlandırması çalışması sonrasında, Red Bull Enerji İçeceği ilk kez 1 Nisan 1987'de Avusturya'da piyasaya sürüldü ve bu lansman, enerji içecekleri adında yepyeni bir ürün kategorisinin doğuşunu simgeledi. Piyasaya sürüldüğü ilk yıllarda, alışılmadık tadı ve yüksek fiyatı nedeniyle şirket ciddi zararlarla karşılaşmasına rağmen Mateschitz, potansiyele inanmaya devam etti ve markasının kendi pazarını sıfırdan yaratması gerektiğini fark etti. Tayland'daki düşük gelirli işçilere yönelik konumlandırmanın aksine, Red Bull'u Batı'da premium fiyatlı, lüks ve yüksek enerjili bir ürün olarak konumlandırdı ve bu durum Mateschitz'i tamamen gerilla pazarlama stratejisine yöneltti.
Red Bull'un pazarlama dehası, tam anlamıyla gerilla pazarlama taktiklerini temel aldı. Şirket, geleneksel reklamlara büyük bütçeler harcamak yerine, düşük maliyetli ancak yüksek etki yaratan yaratıcı yöntemler kullandı. Bunun en bilinen örneği, ilk yıllarda "Red Bull ekibi" adı verilen üniversite öğrencilerinin işe alınmasıydı. Öğrenciler, üzerinde devasa Red Bull kutusu maketlerinin bulunduğu özel araçlarla (Mini Cooper'lar gibi) üniversite kampüslerinde, kütüphanelerde, barlarda ve gece kulüplerinde gezinerek, doğrudan hedef kitleye ücretsiz ürün örnekleri dağıttılar. Bu, ürünü genç ve trend belirleyici kitle arasında "havalı" ve "aykırı" bir imajla tanıttı ve kulaktan kulağa yayılan devasa bir pazarlama etkisi yarattı. Bir diğer klasik gerilla taktiği ise, markanın popülerlik algısını yaratmak amacıyla özellikle İngiltere'deki yoğun gece kulüplerinin ve barların tuvaletlerine boş Red Bull kutularının bırakılmasıydı. Bu yöntem, tüketicide markanın zaten popüler olduğu izlenimini yaratarak deneme isteğini artırdı.
Red Bull'un kuruluş hikayesi, Avusturyalı bir pazarlama yöneticisi olan Dietrich Mateschitz'in 1980'lerin başında Tayland'a yaptığı bir iş seyahatine dayanıyor. Mateschitz, jet lag (uçuş yorgunluğu) yaşadığı bu seyahatte, yerel olarak popüler olan ve kamyon şoförleri ile işçiler tarafından uyanık kalmak için tüketilen "Krating Daeng" (Kırmızı Gaur) adlı içeceği denedi ve mucizevi iyileştirici etkisinden etkilendi. Orijinal formülü Batı damak tadına uyarlayarak ve Taylandlı iş ortağı Chaleo Yoovidhya ile ortaklık kurarak 1984 yılında Red Bull GmbH'yi kurdu. Yaklaşık üç yıl süren titiz bir formül, ambalaj (gümüş-mavi, ince ve uzun kutu tasarımı) ve marka konumlandırması çalışması sonrasında, Red Bull Enerji İçeceği ilk kez 1 Nisan 1987'de Avusturya'da piyasaya sürüldü ve bu lansman, enerji içecekleri adında yepyeni bir ürün kategorisinin doğuşunu simgeledi. Piyasaya sürüldüğü ilk yıllarda, alışılmadık tadı ve yüksek fiyatı nedeniyle şirket ciddi zararlarla karşılaşmasına rağmen Mateschitz, potansiyele inanmaya devam etti ve markasının kendi pazarını sıfırdan yaratması gerektiğini fark etti. Tayland'daki düşük gelirli işçilere yönelik konumlandırmanın aksine, Red Bull'u Batı'da premium fiyatlı, lüks ve yüksek enerjili bir ürün olarak konumlandırdı ve bu durum Mateschitz'i tamamen gerilla pazarlama stratejisine yöneltti.
Red Bull'un pazarlama dehası, tam anlamıyla gerilla pazarlama taktiklerini temel aldı. Şirket, geleneksel reklamlara büyük bütçeler harcamak yerine, düşük maliyetli ancak yüksek etki yaratan yaratıcı yöntemler kullandı. Bunun en bilinen örneği, ilk yıllarda "Red Bull ekibi" adı verilen üniversite öğrencilerinin işe alınmasıydı. Öğrenciler, üzerinde devasa Red Bull kutusu maketlerinin bulunduğu özel araçlarla (Mini Cooper'lar gibi) üniversite kampüslerinde, kütüphanelerde, barlarda ve gece kulüplerinde gezinerek, doğrudan hedef kitleye ücretsiz ürün örnekleri dağıttılar. Bu, ürünü genç ve trend belirleyici kitle arasında "havalı" ve "aykırı" bir imajla tanıttı ve kulaktan kulağa yayılan devasa bir pazarlama etkisi yarattı. Bir diğer klasik gerilla taktiği ise, markanın popülerlik algısını yaratmak amacıyla özellikle İngiltere'deki yoğun gece kulüplerinin ve barların tuvaletlerine boş Red Bull kutularının bırakılmasıydı. Bu yöntem, tüketicide markanın zaten popüler olduğu izlenimini yaratarak deneme isteğini artırdı.
medusanın salı
2 ay önce
Ressam: Théodore Géricault Tarihi: 1818–1819
Tablo, 1816 yılında Senegal açıklarında karaya oturan Fransız fırkateyni Méduse'nin kazazedelerinin yaşadığı dramı anlatır. Kaptan ve subayların cankurtaran sandallarıyla kaçmasının ardından, 150 kişi derme çatma bir sala mahkûm edilmiş ve 13 gün boyunca açlık, susuzluk ve yamyamlıkla mücadele etmiştir. Géricault, kurtarılmadan hemen önceki anı, umutsuzluk içindeki figürleri ve en tepede kurtuluş gemisine i�...
Tablo, 1816 yılında Senegal açıklarında karaya oturan Fransız fırkateyni Méduse'nin kazazedelerinin yaşadığı dramı anlatır. Kaptan ve subayların cankurtaran sandallarıyla kaçmasının ardından, 150 kişi derme çatma bir sala mahkûm edilmiş ve 13 gün boyunca açlık, susuzluk ve yamyamlıkla mücadele etmiştir. Géricault, kurtarılmadan hemen önceki anı, umutsuzluk içindeki figürleri ve en tepede kurtuluş gemisine i�...
Ayrıca öznel olarak 33 yaşıma bastığım gün bu oyunu oynamak, bana bambaşka bir empati kapısı açtı.
Oyunun temel hikayesi, Ressam'ın çizdiği sayının "33" olması Gustave karakterinin 33 sayısına taş fırlatması, o karakterlerle aynı kaderi paylaşıyormuşum gibi hissettim. Onlar son görevlerine çıkarken, ben kendi "Expedition 33"'üme, yani hayatımın yeni otuzlu yaşlar seferine başlıyordum. Bu, sadece bir oyun değil, hayatın kırılganlığını, umudu ve kaçın...
Oyunun temel hikayesi, Ressam'ın çizdiği sayının "33" olması Gustave karakterinin 33 sayısına taş fırlatması, o karakterlerle aynı kaderi paylaşıyormuşum gibi hissettim. Onlar son görevlerine çıkarken, ben kendi "Expedition 33"'üme, yani hayatımın yeni otuzlu yaşlar seferine başlıyordum. Bu, sadece bir oyun değil, hayatın kırılganlığını, umudu ve kaçın...
Bu oyun tam anlamıyla beklenmedik bir başyapıt. Fransız stüdyo Sandfall Interactive'in ilk oyunu olmasına rağmen, ortaya koyduğu sanatsal vizyon, yürek burkan hikaye ve dinamik sıra tabanlı dövüş sistemi ile JRPG türüne taze bir soluk getirmiş.
Oyunun hikayesi, Belle Époque Fransa'sından ilham alan, görsel olarak nefes kesici bir dünyada geçiyor. Her yıl bir "Ressam Kadın" uyanıp bir sayı çiziyor ve o yaştan büyük herkes duman olup yok oluyor. Bu yılki sayı 33 ve siz, bu laneti durdurmak için son bir umutla yola çıkan Expedition 33 ekibinin bir parçasısınız. Hikaye; ölüm, kader ve umutsuzluk gibi derin temaları işlerken, karakterlerin alt metinleri o kadar zengin ki, her birinin kişisel motivasyonunu anlamak size ayrı bir keyif veriyor.
Oyunun asıl yıldızı ise dövüş sistemi. Klasik sıra tabanlı yapıyı alıp, içine gerçek zamanlı Quick-Time Event (QTE) mekanikleri ve zamanlamalı aksiyonlar ekleyerek savaşı inanılmaz derecede sürükleyici ve zorlu hale getirmişler. Artık saldırırken veya savunurken sadece menü seçmekle kalmıyor, aynı zamanda doğru zamanda tuşa basmanız gerekiyor. Bu, her savaşı bir strateji ve ritim oyunu harmanına dönüştürüyor.
Oyunun hikayesi, Belle Époque Fransa'sından ilham alan, görsel olarak nefes kesici bir dünyada geçiyor. Her yıl bir "Ressam Kadın" uyanıp bir sayı çiziyor ve o yaştan büyük herkes duman olup yok oluyor. Bu yılki sayı 33 ve siz, bu laneti durdurmak için son bir umutla yola çıkan Expedition 33 ekibinin bir parçasısınız. Hikaye; ölüm, kader ve umutsuzluk gibi derin temaları işlerken, karakterlerin alt metinleri o kadar zengin ki, her birinin kişisel motivasyonunu anlamak size ayrı bir keyif veriyor.
Oyunun asıl yıldızı ise dövüş sistemi. Klasik sıra tabanlı yapıyı alıp, içine gerçek zamanlı Quick-Time Event (QTE) mekanikleri ve zamanlamalı aksiyonlar ekleyerek savaşı inanılmaz derecede sürükleyici ve zorlu hale getirmişler. Artık saldırırken veya savunurken sadece menü seçmekle kalmıyor, aynı zamanda doğru zamanda tuşa basmanız gerekiyor. Bu, her savaşı bir strateji ve ritim oyunu harmanına dönüştürüyor.
Günümüzde gelişmiş ekipmanlarla bile zorlu bir tırmanış olan 3916 metrelik Erciyes Dağı’nın zirvesine çıkan ilk Türk kadının hikayesi, azmin ve Cumhuriyet ruhunun en güzel örneklerinden biridir. Bu öncü isim: İlmiye Bergman.
Hikâye, dağcılığın Türkiye’de henüz emekleme aşamasında olduğu, kadınların spor alanında bu denli zorlu mücadelelere girmesinin pek de alışılmadık olmadığı bir dönemde, 26 Temmuz 1936’da Kayseri’de başlıyor. Henüz 22 yaşında olan İlmiye Hanım, o günkü imkânlarla, birçoğu askerlerden oluşan bir grupla tırmanışa katıldı. Öyle ki, grupta Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı olacak olan dönemin Üsteğmeni Cevdet Sunay da bulunuyordu.
İlmiye Bergman, tüm zorluklara rağmen o heybetli volkanik dağın zirvesine ulaşarak sadece kişisel bir zafer kazanmadı; aynı zamanda kendisine "İlk Türk Kadın Dağcı" unvanını kazandırdı. Onun bu eylemi, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kadına verdiği özgürlük ve bireysel başarı potansiyelinin somut bir göstergesiydi.
Hikâye, dağcılığın Türkiye’de henüz emekleme aşamasında olduğu, kadınların spor alanında bu denli zorlu mücadelelere girmesinin pek de alışılmadık olmadığı bir dönemde, 26 Temmuz 1936’da Kayseri’de başlıyor. Henüz 22 yaşında olan İlmiye Hanım, o günkü imkânlarla, birçoğu askerlerden oluşan bir grupla tırmanışa katıldı. Öyle ki, grupta Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı olacak olan dönemin Üsteğmeni Cevdet Sunay da bulunuyordu.
İlmiye Bergman, tüm zorluklara rağmen o heybetli volkanik dağın zirvesine ulaşarak sadece kişisel bir zafer kazanmadı; aynı zamanda kendisine "İlk Türk Kadın Dağcı" unvanını kazandırdı. Onun bu eylemi, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kadına verdiği özgürlük ve bireysel başarı potansiyelinin somut bir göstergesiydi.
REKLAM
İkinci Dünya Savaşı'nın en tuhaf kahramanlarından biri, Polonya İkinci Kolordusu'nun resmi personeli olan bir Suriye boz ayısıydı: Er Wojtek. Bu devasa, bira seven savaşçı, sadece bir maskot olmaktan çok uzaktı; tarihin en zorlu cephelerinden birinde askerlere gerçek bir er gibi yardım etti.
Wojtek'in askerlik macerası, 1942 yılında İran'da, annesi ölmüş küçük bir yavruyken başladı. Polonyalı askerler tarafından bulunan ayı, kısa sürede birliğin neşe kaynağı oldu. Adını Lehçede "mutlu savaşçı" anlamına gelen Wojtek koydular ve onu biberonla beslediler. Büyüdükçe favori yiyecekleri bal, meyve ve askerlerin paylaştığı bira oldu; hatta askerlerle güreşmek ve sigara içiyormuş gibi yapmak en büyük eğlencesiydi.
Ayının resmi bir asker olmasının nedeni ise tamamen bürokrasiydi. 1944'te birlik, İtalya'daki kritik Monte Cassino Muharebesi'ne katılmak üzere gemiyle sevk edilecekti. Liman kuralları hayvanların gemiye binmesini yasaklayınca, Polonyalılar pratik bir çözüm buldu: Wojtek'e bir kimlik numarası ve er rütbesi vererek onu resmen askeri personel yaptılar.
Wojtek'in askerlik macerası, 1942 yılında İran'da, annesi ölmüş küçük bir yavruyken başladı. Polonyalı askerler tarafından bulunan ayı, kısa sürede birliğin neşe kaynağı oldu. Adını Lehçede "mutlu savaşçı" anlamına gelen Wojtek koydular ve onu biberonla beslediler. Büyüdükçe favori yiyecekleri bal, meyve ve askerlerin paylaştığı bira oldu; hatta askerlerle güreşmek ve sigara içiyormuş gibi yapmak en büyük eğlencesiydi.
Ayının resmi bir asker olmasının nedeni ise tamamen bürokrasiydi. 1944'te birlik, İtalya'daki kritik Monte Cassino Muharebesi'ne katılmak üzere gemiyle sevk edilecekti. Liman kuralları hayvanların gemiye binmesini yasaklayınca, Polonyalılar pratik bir çözüm buldu: Wojtek'e bir kimlik numarası ve er rütbesi vererek onu resmen askeri personel yaptılar.
half life
3 ay önce
Zaman zaman half life hikayesine geri dönme ihtiyacı hisseden birisi olarak artık yeterince oynamış ve sinematik izlemek isteyenleri kurtaracak bir belgesel buldum “Makine” adındaki bir youtube kanalının paylaştığı bu belgesel derinlemesine half life hikayesini Türkçe seslendirme ile anlatmakta izlerken hem geçmişe gittim hemde bazı detayları kaçırdığımı gördüm çok kaliteli bir içerik olmuş izleyenlere keyifli seyirler dilerim..
devlet çökerken soytarılar dahi gülmez
3 ay önce
Jan Matejko’nun asıl adı “Stańczyk” olan, tam adıyla “Kraliçe Bona’nın sarayındaki baloda, Smolensk’in kaybı karşısında Stańczyk” tablosu, Polonya’nın çöküş dönemini simgeleyen en güçlü eserlerinden biridir; normalde saraylarda eğlenceyi ve kahkahayı temsil eden soytarı Stańczyk’in bile derin bir suskunluk ve hüzünle resmedildiği bu sahne, devletin içten içe yıkılışını ve yaşanan trajedinin ağırlığını anlatır. Matejko, ayrıntılarla ...
güncel en sevdiğiniz oyun sıralaması
3 ay önce
Age of empires ve rome total war bu seriler harika bence sizce?
trench crusade
3 ay önce
Tabletop skirmish türünde bir minyatür oyun türüdür. Mike Franchina ve Tuomas Pirinen tarafından 2022 yılında yazılmaya başlanmış çok taze bir lore'a sahip. Buna rağmen çok derin bir hikayeye ve çok büyük detaylara sahip hikayenin konusu şöyle;
1099 yılında Birinci haçlı seferleri başarılı olmuş ve tapınak şövalyeleri Kudüs'e girmeyi başarmıştı. Mescid-i Aksa'nın altına indiklerinde bir eser keşfettiler. Bu şeytani eserin etkisinde kalarak yozlaştılar ve Kudüs'e cehennemi kapısını açtılar. Hikaye bu tarihten 800 yıl sonra 1914 yılında geçiyor. Bu evrende tanrı artık sorgulanamaz şekilde gerçek çünkü oyun tarihine göre 1477 yılında şöyle bir olay var "The City of Argos is taken by God and it is no more...". Bu tarz şaşırtıcı eklentilerin yanı sıra ibrahimi dinler aşırı iyi araştırılmış bu lore yazılırken her bir detay ayrı bir etkileyici. Batıda Trench pilgirims, new Antioch doğuda Iron Sultanate, Levant bölgesini ele geçirmiş Court of the Seven Headed Serpent ve Black Grail cehennem güçleriyle savaşmaya devam ediyor. ilgililer için aşağıya linkler bırakıyorum şu an açıkladığımdan çok daha fazlası var çünkü lore içerisinde.
Trench Crusade Lore Sayfası:
https://www.trenchcrusade.com/from-the-official-and-true-annals-of-the-church-history
1099 yılında Birinci haçlı seferleri başarılı olmuş ve tapınak şövalyeleri Kudüs'e girmeyi başarmıştı. Mescid-i Aksa'nın altına indiklerinde bir eser keşfettiler. Bu şeytani eserin etkisinde kalarak yozlaştılar ve Kudüs'e cehennemi kapısını açtılar. Hikaye bu tarihten 800 yıl sonra 1914 yılında geçiyor. Bu evrende tanrı artık sorgulanamaz şekilde gerçek çünkü oyun tarihine göre 1477 yılında şöyle bir olay var "The City of Argos is taken by God and it is no more...". Bu tarz şaşırtıcı eklentilerin yanı sıra ibrahimi dinler aşırı iyi araştırılmış bu lore yazılırken her bir detay ayrı bir etkileyici. Batıda Trench pilgirims, new Antioch doğuda Iron Sultanate, Levant bölgesini ele geçirmiş Court of the Seven Headed Serpent ve Black Grail cehennem güçleriyle savaşmaya devam ediyor. ilgililer için aşağıya linkler bırakıyorum şu an açıkladığımdan çok daha fazlası var çünkü lore içerisinde.
Trench Crusade Lore Sayfası:
https://www.trenchcrusade.com/from-the-official-and-true-annals-of-the-church-history
REKLAM
güncel en sevdiğiniz oyun sıralaması
3 ay önce
Ben kişisel olarak AAA oyunlara karşı alerjisi bulunan bir insanım milyon dolarlarla reklamını yapıp hype yarattıktan sonra çıkan bir oyunun bana göre satılmama olasılığı yok. Bununla birlikte kötü çıkma ihtimali de çok artıyor çünkü zaten ünlü olan oyun markalarının "Zaten biz sıçsak yine oynarlar" mantığı ile yaptığı oyunların sayısı bir hayli arttı ve işin kötü yanı haklılar, İnsanlar bu oyun firmaları sıçsa da alıyor , oynuyor....
Bundan ötürü küçük bütçeli 'İndie' oyunları daha iyi bulmaya başladım özellikle son dönemde. Ellerindeki ufak imkanlarla güzel bir iş çıkarabilmek ve ön planda kalabilmek için daha önce yapılmamış bir şey yapmaya çalışıyorlar bu da çok farklı güzel denemelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Şimdi bu tarz oyunlar arasından en çok sevdiğim 10 tanesini sıralamaya koymadan listeleyeceğim:
1. Return of the Obra Dinn
2. Dead Cells
3. Risk of Rain
Bundan ötürü küçük bütçeli 'İndie' oyunları daha iyi bulmaya başladım özellikle son dönemde. Ellerindeki ufak imkanlarla güzel bir iş çıkarabilmek ve ön planda kalabilmek için daha önce yapılmamış bir şey yapmaya çalışıyorlar bu da çok farklı güzel denemelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Şimdi bu tarz oyunlar arasından en çok sevdiğim 10 tanesini sıralamaya koymadan listeleyeceğim:
1. Return of the Obra Dinn
2. Dead Cells
3. Risk of Rain
REKLAM
son başlıklar
1-5 / 234