Ben şimdilerde şiirim
Dizelerin arasında bir melodi
Yanı başımda hissettiğim dalga sesi
Beni bu kör dünyadan alırsa
Yaşamıma son verecek olursa bu karanlıklar
Çek üzerimden bu hülyalı bakışları, zira sen, masumiyetin destanı, sonsuzluğa dek mazursun.
Çatma o kehribar kaşlarını, ey ruhumun narin yansıması! Kaderin ezeli mührüyle yazılmış bu girift silsilede, sen aşkın masumiyetiyle mazursun.
Ruhum, içli feryatların ham çığlıklarını doğurmakta;
BAKIŞLARININ ESARETİNDE AZADE RUHUM VE SEN
Çek üzerimden bu hülyalı bakışları, zira sen, masumiyetin destanı, sonsuzluğa dek mazursun.
Çatma o kehribar kaşlarını, ey ruhumun narin yansıması! Kaderin ezeli mührüyle yazılmış bu girift silsilede, sen aşkın masumiyetiyle mazursun.
Ruhum, içli feryatların ham çığlıklarını doğurmakta;
Duymayışın, bir noksanlık değil, sen sessizliğin asaletinde mazursun.
Yüreğim bitap, yüreğim tarumar; harabe bir kentin enkazı misali.
Kanatları kırık ruhumun, menziline erişemiyorum.
Sakın kendini itham etme; sen varoluşun özünde mazursun.
Baksana, o bakışların otağıma konuk oluyor yeniden.
Gözyaşlarım, kirpiklerimden boşanıyor, sanki bir çağlayanın ebedi akışı.
Suç senin değil, gözlerim telaşlı bir fırtınanın ortasında; sen telaşın alevinde mazursun.
Gece, yırtık bir astar misali, yamalı bir yüz gibi;
Yüreğimi kemirmekte bu sessizliğin deminde.
Bu yüzden yokluğunu, anın her nefesiyle berdel ettim, bedel kıldım.
Suç senin değil, sen zamansızlığın kucağında mazursun.
Kafeslenmiş gecenin zifiri akıbeti, yüreğimin derinliklerine çökmüş.
Bu yüzden nefesim, hicran kokan bir efsane.
Yüreğinin kırıklarından öpmek, evet, benim kusurumdu, benim zaafımdı.
Lakin sen, günahsız bir çiğ damlası misali, mazursun.
Baksana boynumdaki o bene;
Çatma, derme çatma bir baraka gibi dağılmış tenimde.
Bu telaşlı öpüşün izini sürüyorum, zamanın yıprattığı bir haritada.
Nedametin fısıltısına bel bağlama sakın;
Sen pişmanlığın ötesinde mazursun.
Hangi günahın kefaretidir seni sevmek, bilmiyorum.
Kutsanmış bedenimden süzülüyor, varoluşumun her bir zerresi.
Ölüm döşeğinde yatan kanserli sözcükler, yürek ucumda bir raksın acı ritmini tutmakta.
Bu yüzden zerre, katreye meftundur yüreğimde.
Sen telaş etme, senin yerine ben kurban olurum, kendimi feda ederim.
Sen fedakarlığın adresi olarak mazursun.
Öksüz yarınlar el sallıyor göçebe ruhuma, veda ediyor.
Üryan umutlar yüklüyorsun heybeme, çırılçıplak düşler.
Yapma kurban olduğum, sen kadere rıza gösterişinle mazursun.
Bir kelamına hasrettir yüreğim, susuz kalmış bir çöl gibi.
Kötürüm yutkunmalar diziliyor boğazıma, düğüm düğüm.
Telgraf kuşları bile depresyonda, haber taşıyamaz oldular.
Ulaşmaz sana kelamlarım, boğulur yollarda.
Sen iletişimsizliğin acısında mazursun.
Biliyorum, senin de yüreğin telaşlı bir deniz.
Senin de sanrılaşan şiirlerin, düşük yapmak için doğum sancısı çekmekte, düşler gibi.
Yapma etme bunu kendine kurban olduğum, bu yükü taşıma;
Sen her şeye rağmen,ebediyen mazursun....
Yazar adı ZÜMRÜD-Ü SABAH...
Bir gül açtı ellerimde, vaktiyle bahardı.
Kokusu dün gibi, rengi ise aldı.
Kime döksem içimi, hep yarına daldı.
HİKÂYEDE ADSIZ
Bir gül açtı ellerimde, vaktiyle bahardı.
Kokusu dün gibi, rengi ise aldı.
Kime döksem içimi, hep yarına daldı.
Meğer her güzel şey ölünce yarım kaldı.
Akrep yelkovanı kovalar günler boyu,
Güneş her doğduğunda yener onu.
Aynaya bakan göz saklar sonu,
Ten aynıysa da ruh gizler yolunu.
Çocukken sonsuz gibi gelen öğle vakti,
Şimdi bir düş, bir göz kırpımı belki
Annemin sesi gibi uzaklarda sanki,
Zaman her şeyi alır, kalmaz ki bâkî.
Sevdiklerim geçti yadımdan sessizce;
Kimisi toprağa sindi, kimisi hayale.
Adını anmak bile incitir sebepsizce,
Yaşarken gömer zaman içine derince.
Hayat dediğin bir nehir, yerinde durmaz.
Anı tutmak istersin ama elin ıslak kalmaz.
Geriye kalan ise eskimiş bir fotoğraf;
Gülümseyen gözlerin ardında gizli bir “ah”.
Nereye koşsan peşinde nazlı bir zaman,
Gölgen bile bırakır seni o an.
Bir gün aynaya baktığında dersin: “Aman!”
İşte o vakit insan kendine olur düşman.
Ölçülmez metreyle ne gençlik ne de vuslat;
Koca bir ömür de bazen zamansız hasat.
Acımasız ölümü gel de sen bana anlat:
Ne doğmakla ne ölmekle başlar bu hayat.
Geriye ne kalır ki, her şey artık gurbet...
Bir şarkı, bir mısra da sanki var bir heybet.
Ama yaşanmayan günler içinde olmuş dert;
Bitmiyor zamanla insanın yüreğindeki nefret.
Ey zaman, içimdeki büyük hırsız!
Yalnızlığıma aldırmayan vefasız!
Yüreğim beklemeye razı değil, sabırsız...
Ben kaldım bu hikâyede adsız.
Henüz takip ettiğiniz başlık bulunmuyor.
Başlıkları takip etmek için başlık sayfasındaki takip butonunu kullanabilirsiniz.